| Yazan : cantamen: Şehir : 19 Zaman : 14 Subat 2010 Pazar | |||
| ÂDEM BABA – HAVVA ANA
Yeşermişler bir dalda, Birde elma bitivermiş ortada Elmayı bölmüşler ikiye, sonra Telaşa düşmüşler Cennete nasıl gideceğiz diye. Ogün bugündür, Âdemler, Havvalar bayılıyorlar, Yasak elma yemeye... Cenneti kim düşünür, Cennet burası diye..... ... Soru: Dünya’nın en mutlu çiftleri kimlerdi ? Cevap: Adem ile H...avva... Çünkü; 1) Hiçbir zaman Adem'in de Havva’nın da kaynanası olmadı... 2) Hiçbir zaman Adem de, Havva da aldatılmaktan korkmadı... 4) Hiçbir zaman Adem: "Arkadaşlarımla maç yapmaya gidiyorum." diyemedi... 5) Hiçbir zaman Havva kız arkadaşlarını eve toplayıp aksama kadar dedikodu yapamadı... 6) Adem hiçbir zaman poker partisine gidiyorum deyip, gecenin bir köründe eve sarhoş gelemedi... 7) Havva hiçbir kavgadan sonra "Ben annemin evine gidiyorum." diyemedi ve Adem de onu almak için kaynanasıyla yüzleşmek zorunda kalmadı... Adem hiç uzun is görüşmeleri için yurtdışına gidemedi. Gitse bile gittiği yerde otel odasında kalamadı. 9) Aralarında hiçbir zaman yemek az pişmiş; çok pişmiş diye kavga çıkmadı. Ateş onlardan yıllar sonra bulundu... 10) Havva hiçbir zaman kuaförüne gidip, saatlerce Adem'i bekletemedi. Adem ise pazar günleri maçlara gidip, Havva’yı eve kapatamadı... 11) Hiçbir zaman Sevgililer Günü'nü unutmaktan doğan kavgalar çıkmadı... 12) Hiçbir zaman birbirlerinin yüzüne telefonu kapatamadılar. Telefonda kavga da edemediler... 13) Randevuları gecikince trafiği bahane edemediler... 14) Yüksek gelen faturalar nedeniyle tartışamadılar... 15) Hiçbir zaman Adem yatınca çocuğun babası kim diye uykusuzluk çekmedi. Havva ise Adem'in başka kadınlardan çocuğu var mi diye düşünmedi... 16) Kolesterol diye sorunları olmadığı için ve başka alternatifleri bulunmadığı için en çekici birbirleriydiler... 17) Özel günlerinde birbirlerinin sevmedikleri arkadaşlarını davet etme gibi bir ihtimalleri olmadı... 1 Hiçbir zaman siyaset-politika konusunda dil, din, irk tartışmasına giremediler... 19) Hiçbir zaman, her ikisi de başkalarına kızıp, sinirlerini birbirlerinden çıkaramadılar... 20) Adem hiçbir zaman kahveye takılıp, Havva’yı yalnız bırakmadı... 21) Havva hiçbir zaman kıyafeti ile Adem'i çileden çıkartamadı... 22) Adem hiçbir zaman, "Kol düğmelerim nerede?" diye Havva'ya bağıramadı. Havva da ona, "Gömleğini çıkarttığın kadının evinde bırakmışsındır!" diyemedi... 23) Havva hiçbir zaman manikürcüsüne cinsel hayatini açamadı. Adem de duyup, buna sinirlenmedi... 24) Hiçbir zaman röntgenleyen var mi diye tedirginliğe düşmediler... 25) Hiçbir zaman Havva, arkası bitmez pembe dizileri seyretmek isteyemedi... 26) Hiçbir zaman Havva, "Beni en son ne zaman sinemaya götürdün, dışarıda yemek yiyelim dedin?" diyemedi. 27) Adem hiçbir zaman düzelmeyecek arabasını tamir ederken, üstünü başını kirletip, yağ lekeleri ile Havva’yı çileden çıkartmadı... 2 Adem hiçbir zaman Havva'ya, "Sen dünyada gördüğüm en güzel kadınsın." derken yalan söylemedi. 29) Senden başka gül koklarsam namerdim lafı da gerçekti ve Havva'da bunun farkındaydı... 30) Havva'da, Adem'e: "Seni hiç aldatmadım." derken samimiydi... 31) Adem uzun süre kaybolup, ortaya çıktığında, Havva onun başka bir kadınla olmadığından emindi, ona güveni sonsuzdu... 32) Onları, canlı yayında Reha Muhtar’ın ayırabilmesinin imkanı da yoktu. Bu nedenle her ikisi de rahattı. O zamanlar Reha Muhtar, Atina'dan dahi bildiremiyordu... 33) Pazartesi akşamları, spor ve sporcunun yer almadığı spor magazin programı Tele-Vole ve benzer nesri atlar da bulunmamaktaydı. O zamanlar Pazartesi güzel bir gündü... 34) Onlar enflasyon canavarıyla hiç tanışmadılar. Birikimlerini batırıp, çalacak bankacılarla da hiç karsılaşmadılar... 35) Onların zamanında televizyon da yoktu Ömer Çavusoglu'da. Pazarları TV camına yapışan sinek gibi her pazar televizyonu işgal edemiyordu... 36) Onlar mutluydular. Çünkü "talk-Show" yapacağım diye kimse TV'de soytarılık yapmıyordu. 37) Onlar mutluydular. Çünkü, ne sayıma gerek vardı, ne de sayılmaya... & Nur Büyükkalkan & | |||
| Yazan : cantanem Şehir : 19 Zaman : 01 Subat 2010 Pazartesi | |||
| Annenize böyle teşekkür ettiniz:
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı, Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür etiniz. 2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti, Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz. 3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı, Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz. 4... yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu, Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz. 5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi, Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz. 6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü, Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz. 7 yaşınızdayken size bir top hediye etti, Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz. 9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu, Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz. 10 yaşınızdayken doğum günü partilerinden dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü, Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz. 11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü, "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz. 12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi, O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz. 15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi, Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz. 17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi, Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz. 19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı, Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz. 21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi, "Ben senin gibi olmıycam" diyerek teşekkür ettiniz. 22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı, Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz. 24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi, "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz. 25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı, Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz. 30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi, "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz. 40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı, "Anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz. 50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu, Yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu ve ona huzur evi arayarak teşekkür ettiniz. Derken bir gün O ÖLDÜ... O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü... EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN, VE ONU HİÇ İNCİTMEYİN... | |||
| Yazan : cantanem Şehir : 19 Zaman : 31 Ocak 2010 Pazar | |||
| GECİKTİK BİRAZ
Aşk için gelmiştim. Sende de yokmuş! Anlamak uzun sürdü. Şaşırdık Biraz. Önce yere Sonra ellerime baktın. Uzun uzun Sandım ki tutarsın! Umuttu o sessiz avaz. Zorlandık Biraz. Özgürlük; sadece söylemmiş dilimizde. Gerçek olansa; zincirlerimizdeki pas. Özlemlerden bahsettik. Usulca. Lafladık biraz. Karalama... defterine dönen; sadece yaşam Yüreklerimiz ise; çocukluğumuzdaki kadar beyaz. Kızıllaşırken soluklarımız; Utandık Biraz. Gitmekle kalmak arası bir düşünce; Emanet bir peçete gibi göğüs cebinde. Tıkadı yolları soğuk bir ayaz Üşüdük Biraz . Önce; kırlangıçlar gitti. Sonrasında Tilkiler. Çok Hamdık aslında. Belki de çiğdik Girmeden aramıza öksüz bir telaş. Demlendik Biraz. Aşk için gelmiştim. Sende de yokmuş! Üzülme.! ! ! ! Ya yıllar önce çalmalıydım kapını. Ya da; Çoktan gitmiş olmalıydım. Değil mi? Geciktik Biraz. | |||
| Yazan : cantanem Şehir : 19 Zaman : 31 Ocak 2010 Pazar | |||
| Bir Kızılderili kitabesinden alınmıştır:
Yalan tohumdur, bire kırk verir. Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki, onlar da bire kırk verir. Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir. Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; onlar da sana bilgelik, torunlarına da ilham verir. Zeka sudur, tohumları yeşertir; yalanı da, bilgiyi de. Y...etenek topraktır, ne ekersen onu biçersin; ekmezsen üzerinde ayrık otları biter. Emek güneştir, tohuma da, suya da, toprağa da hayat verir. Kader, çadırındaki kilim gibidir, ipliğini Ulu Manitu verir; sen dokursun, deseni sendendir, renkleri Tanrı’dan. Şans doğal gübredir, ne zaman nereye düşeceği belli olmaz; kilimine düşerse kirletir, desenini değiştirir, oysa toprağına düşerse besler. | |||
| Yazan : cantanem Şehir : 19 Zaman : 31 Ocak 2010 Pazar | |||
| Gel
birpazarlık yapalım seninle,paylaşalm herşeyi.Sulardan başlayalım önce aşılmaz okyanuslar,masmavi denizler,derin göller seninolsun,banasadece gözlerini ver!Ben bilmem öylesüslü kelimeleri seviyorsm bunu başka türlü söyleyemem!Bana lazım değil anlaşılmaz sözler,senin olsunlugattaki tüm sözcükler bana"SeniSeviyorum"y...et......er.Alfabeden engüzel sözü yazmak için 29 harfe ne gerek var al 26'sını senin olsun bana"SEN"yeter | |||
| Yazan : cantanem Şehir : 19 Zaman : 31 Ocak 2010 Pazar | |||
| Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı? Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok. Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söy...ler misiniz? Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm. Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi? Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır... Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz? Katılımcılar: Hayır Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı? Bir katılımcı: Var. Cüceloğlu: Yarın? Bir katılımcı: Evet. Cüceloğlu: 30 yıl sonra? Bir katılımcı: Olabilir. Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır. Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti? Bir katılımcı: Yoktur Hocam. Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar. Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek? Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız? Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam. Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir. Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı? | |||