Yusufça şiirler


Site AnasayfaMesaj Gönder
     
http://garipmirto.blogcu.com Yazan : Yusuf Aslan Şehir: Malatya / Fethiye Zaman : 03 Mart 2011 Persembe  
YAŞAMDAN KESİTLER.!

Sevgli canlar

Köylerin, Kasabaların, Şehirlerin, Ve bunların Caddeleri, Sokakları, hatta çeşitli evlerin sahiplerinden izin alınarak bu evlerin çatısından taaki o evlerin çatısına varıncaya kadar her taraf çeşitli Partilerin bayraklarıyla ve bunun yanı sıra sarı, kırmızı, yeşil, mavi, turuncu olmak üzere çeşitli balonlarla süslenmiş olup ayrıyeten A. Partisinden veyahutsa B. Partisinden aday olan bey efendiler bütün görkem ve ihtişamlarını ortaya koyup sergileyerek kendilerine kenar kısımlardan, köşe bucaktan bakıpda gören o masum insanlara biraz daha sıcak ve samimi görülmek suretiyle bol keseden bolca attıklarına şahit olduklarımız çok olduğu gibi bu beyler bol keseden attıklarını umursamayarak partisinin ve kendi fotoğraflarının afişlerini boy boy duvarlara veyahutsa çeşitli panolara, hatta Otobüs duraklarına kadar, Sizleri bir beş yıl daha idare etmek için geliyoruz diye yapıştırmalarıda ayrıca tartışılır bir konudur, Bu bey efendiler seçim süreci içinde Köyümüzün kahvesinde tanıdığımız yada tanımadığımız çeşitli Partilerin adamlarıyla her gün dolup dolup taşmaktadır. A. Partisinin yada B. Partisinin adayları geldiklerinde Köyün kahvesinde yada toplantıya müsait olan bir alanda toplanmak suretiyle sanki ulu divan karşısında el pençe durmuş gibi olan o onurlu halkı karşılarına alıp daha önceden ezberlemiş oldukları her zamanki gibi aslı astarı olmayan boş vaadlerle inandırıcı olmayan laflarını sıralayarak bizleri, Evet sevgili canlar bir kere daha gözlerimizin içine baka baka aynı zamanda süslü ve tatlı sözlere inanmaya yani kanmaya daha müsait olan bizleri, bizim gibi vatan sever yurttaşları kandırmak için ellerinden gelen bütün şaklabanlıkları yapmaktadırlar. Evet sevgili canlar, ufukta gene bir seçim havası var gibi geliyor, bizlerde düşünüp taşınıp ona göre karar vermemiz gerekmektedir diye düşünüyorum. Ancak eğriyi doğruyu görmemiz için mutlak surette Eğitime önem vermemiz gerekmektedir, ne zamanki Eğitimde o başarıyı yakalarsak işte o zaman yönetimde bizde söz sahibi olmayı elde etmiş oluruz diye düşünüyorum. Çünkü bizler millet olarak hala süslü ve şirin gözüken bir o kadarda aslı astarı olmayan sözlere kanmaktayız, bu doğrultuda doğru ve dürüst olduğumuz kadar saflığımızda ortaya çıkmaktadır. Evet sevgili canlar yazmış olduğum gerçek yaşamdan bir kesit olan Skeçten ne kadar saf ve dürüst olduğumuzu gelin hep beraber birlikte
okuyalım.
------------------
SKEÇ.?

Balabanlı Zeynep Ana oğlu bilali yanına çağırarak bilal oğlum hele şuradan Anbarcığa gitte Sato dayını çağırki buraya gele, tarlada biraz işimiz varda deyip oğlu bilali sato dayısını çağırmak için Anbarcığa gönderir. Bilalde Anbarcığa giderken kuru çayın ortasında sato dayısıyla karşılaşır, bir birleriyle selamlaştıktan sonra Sato dayı bilale, bilal oğlum bu saatte nereye gidiyin böyle diye sorduğunda, bilal,de Anbarcığa sato dayımı çağırmaya gidiyim der. sato dayısıda öyleyse eyi hadi güle güle git diyerek bir birlerinden ayrılırlar. daha sonra Anbarcığa varan bilal sato dayısı gilin evine varır ve evin hanımı Güllü halasına güllü hala, güllü hala sato dayım buradamı,eğer buradaysa sato dayımı balabandan Zeynep Anam çağırıyı dediğinde, Güllü halada, bilale oğlum bilal sato dayın biraz evvel Balabana gitti deyince bilal,de güllü halasına uyy amaaa he he güllü hala ben buraya gelirken kuru çayda bir birimizle karşılaşmıştık oda bana Balabana doğru gidiyim demişti diyerek O tertemiz olan yüreğiyle O masumane saflığını ortaya koyduğunun farkında bile değildi BİLAL.
Evet sevgili canlar, bizler işte böyle berrak ve Saf bir O kadarda dürüst bir Milletik hepinizi saygıyla selamlarım.

Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
     
     
http://garipmirto.blogcu.com Yazan : Yusuf Aslan Şehir: Malatya / Fethiye Zaman : 03 Mart 2011 Persembe  
ÇOCUKLUK ANILARIM.!

Evet sevgili canlar her zaman mevcut olan günlük hayatımızın çeşit çeşit dertli yaralarımıza parmak bastığımız gibi bu günde yine bir yaraya parmak basmak üzere geçmişte kendi yaşadığım ve şahit olduğum bir yaşamı ele alarak, hatta o yaşam biçiminin nasıl gelişip’de zuhur olduğunu bilen biri olduğumdan dolayı doğru ve dürüst biri olduğuna ilkelerine inandığım o ulvi ve yüce insana tanık olduğumdan bu yazımı kaleme alıdığımı belirtirim.

bu günkü gibi hatırladığım kadarıyla yıllardan yılı 1965. yılıydı, Palancının yusuf un oğlu murtaza nın evinde Ali Efendi İlhan, Piri İlhan, Mehmet Kınay (Hooka Mehmet), ve Sami İlhan misafir olarak bulunmaktalardı, Ali Efendi, Piri, ve Mehmet amcalar Sami bey in akrabalarıydı, onlar Sami beyin akrabalarıydıda palancının oğlu Murtaza, Sami bey in akrabası değilmiydi yani, tabiki oda onun akrabasıydı, her halükarda bu kişilerin tamamı birbirlerinin akrabalarıydı. ancak para kazanmak adına bu akrabaların takip ettikleri bir ticaret yolu vardı, neydi bu yol tabiki kayısı tüccarlığıydı. kaysıların alım ve satımı için zaman zaman belli bir noktada toplanmak suretiyle kendilerine göre bir yol, bir çizelge çizerlerdi.

toplanıp,da karar alınacağı belli bir gün belirlendikten sonra toplanacakları evde belli olurdu, o günü işte bu evde Murtaza nın eviydi, ve o günü o evde toplanmış olan belirli şahsiyetlerin bulundukları yerde oturupda geri kalkana kadar bayağı bir masarflarıda oluyordu bu masraflardan yana hiçmi hiç para esirgemez harcarlardı,

yani içilecekler ve pişirilecekler fazlasıyla alınırdı, alınan tavuklar kesilip temizlenerek eskiden de han olan o kocaman evin avlusundaki ocaklıkta sacın üzerinde pişirilerek odadaki misafirlere gönderilmek üzere ikinci kere saca etler atılırdı. evin küçük çocuğu olan murtaza nın oğlu yusuf daha küçücüktü ilk okul 3,ncü sınıftaydı ama o yaşta bile babasını sevdiği saydığı kadar babasının arkadaşlarını ve Sami beyide çok seviyor ve çok saygı duyuyordu. yusuf pişmiş tavuk etlerini tabak tabak içerdeki misafirlere götürdükçe Sami beyde yusuf un bu maharetli halini beğenerek yusuf a ula yegenim yusuf senin bize gösterdiğin bu yakın ilgi ve alakadan dolayı ne istersen iste benden diyince, yusuf da Sami amca okulda yavru kurt elbisesi giymek isteyenlerden yavru kurt parası istiyler dedi. yusuf böyle diyince, Sami beyde bu yavru kurtlar kaç lira diye sordu, yusuf da, Sami amca yavru kurtlar herhalde 15. lira dedi. Sami beyde yusuf u konuşturmaktan hazlanarak ula yusuf um ister 15. lira olsun isterse 20. lira olsun senden ne zaman para isterlerse sen o zaman bana gelip yavru kurt paranı alırsın emi deyince yusuf un içindeki olan tereddütleri gitmiş kendine bir öz güven ve rahatlık gelmişti. aradan gün geçmiş zaman geçmiştiki, bir gün okul müdürü Battal Tokmak bey tarafından yavru kurt elbiselerinin parasını toplamak için öğrencilerden para getirmeleri istenmişti. yavru kurt parasını getirecek çocuklarda tenefüste koşarak evlerine gitmişlerdi, ancak yusuf evlerine gitmemişti, niye gitmemişti çünkü Sami bey babası murtaza yı kaysı alması için bicire timur ağanın yanına yollamıştı bu durumu bilen yusuf unda aklına Sami beyin yavru kurt için verdiği sözü gelmiş ve yusuf kendi evlerinin yerine koşarak Sami bey gile gitmişti Sami bey gilin konağına varan yusuf çocukluğunda kendine verdiği bir şevk ile o hızınan ikişer üçer adımla üst kata kadar çıkmıştı,

üst kata çıktığında hemen karşısında Sami beyin hanımı Hatça bibisiyle kızı lütfüye ablasını buldu, yusuf u tanıyan hatça bibisiyle lütfüye ablası hoş geldin yusuf hoş geldinde sen okulda değilmisin hayırdır ne için geldin dediklerinde nefes nefese kalan yusuf da hatça bibisiyle lütfüye ablasına ben Sami amcamın yanına geldim eğer evdeyse onu görmek istiyim dediğinde, onlarda Sami bey aha şu odada yatıyı dediler, Sami amcasının o odada yattığını öğrenen yusuf çocuksu aklıyla Sami beyin yattığı odasına daldı o gürültüye yatağında uyanan Sami bey karşısında yusuf u görünce Ooo yusuf sen hoş gelesin deyip yavru kurt parasını bile unutmuş olan Sami bey hayırdır bir şeymi diyeceksin yoğusam bicirden babanmı geldi diye sorduğunda, işte o zaman Sami bey çocukla çocuk olduğunu, büyüklede büyük olduğunu kanıtlayan ve büyük adam sıfatını taşıyan o değerlere sahip olan ender insanlardan biri olduğunu takdir etmemek elde değildi. nitekim yusuf derdini dökerek okulda yavru kurt elbisesi için para topluylar deyip devam ederek

öğretmenininde yavru kurt giyecek bu öğrencilerden 17. lira 50. kuruş istediğini ancak babasının evde olmadığından ve birde kendisinin önceden söz verdiği için senin yanına geldim dediğinde, uykusundan uyanmış olan Sami bey cebine bile bakmadan hatça lütfüye diye seslenerek hey millet yanıma gelin hele dediğinde onlarda Sami beyin yanına gelmişlerdi, Sami beyde hele yanınızda ne kadar paranız varsa bir araya toplayın dediğinde, onlarında topladığı paranın tamamının 15. lira olduğunu her ne kadar yusuf 17. lira 50. kuruş demişsede eline geçen 15. liraya sevinip gerisin geriye koşarak ilk okula gitmişti

o parayı okul müdürüne vererek azda olsa rahatlamıştı, ilk okulda ilk izci elbisesi o yıl icat olmuştu yusuf da o yıl ilk yavru kurt elbisesini giyenler arasındaydı. Aradan yıllar geçtikten sonra bir seçim zamanı seçime Türkiye Birlik Partisinden Malatya millet vekili adayı olarak katılan Sami bey seçimi kazanarak Türkiye Birlik Partisinden Malatya Millet vekili olarak meclise girmeyi başarmıştı. mecliste görevini hakıyla sürdüren Sami bey çok geçmeden bir kalp krizi ne yenik düşerek Hakka yürümüştür, Sami beyin hakka yürümesi, Sami beyi sevenleri üzdüğü gibi Fethiyelieride gözü yaşlı boynu bükük koymuştur. Sami bey in vefatına halkın üzüntüsünün yanı sıra gök yüzü bile bu hazin durumdan kara bulutlarını yer yüzüne indirerek yer gök bile birbirine karışmıştı ve bu acıya insan oğluyla yer ve gök birlikte ortak olmuşlardı. bu vesile ile başta Sami bey olmak üzere bütün hakka yürümüş canlarımıza tanrıdan rahmet diler yaşayanlarımızada uzun ömürler dilerim. bütün herkese selamlarımla birlikte Saygılarımı sunarım.

Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
     
     
http://garipmirto.blogcu.com Yazan : yusuf aslan Şehir: Malatya / Fethiye Zaman : 03 Mart 2011 Persembe  
KARACA’NIN ENTER’İ...!

Sevgili Canlar mutlaka sizlerde biliyorsunuz.!

Her ne kadar gamıyonun rengi matlaşmış olsada yinede rengi kıp kırmızıydı karaca’nın emektar enter gamıyonu, ancak zamanla dizlerinde dermanı azalan insan oğlu gibi, enter’inde dizlerinde gücü dermanı azalmıştı az buçuk dermanı olan enter o azıcık gücünü dermanınıda kendi sahibi olan karaca’lı Kemal Hasan’ın muhannete muhtaç olmaması için yollarda mekik dokumak suretiyle, Elbistan,dan malatya’ya pancar çekerek harcıyordu, yine bir seferinde kasası’nın dolusu pancarı elbistan’dan malatya şeker fabrikasına getirmiş pancarını boşaltmak için oda diger gamıyonlar gibi sıraya girmişti, girmişti ama arka lastiklerinin aralarından fren balatalarının yanık kokusu geliyordu, yani bu demektirki zorlu bir yolculuk kateylemiş zarda olsa zorda olsa genede kendini fabrikanın içine atabilmişti. enterin balatalarının yanık kokusu gele dursun, enter’in sahibi kemal hasan’ında karnı kırk gündür ac kalmış bir aslanın karnı gibi acıkmıştı, nasıl acıkmasınki bir önceki yediği yemeğin üzerinden hayli zaman geçmişti, şöförüne seslenerek ula oğul sadık sen heç acıkmanmı aha gaç sahat olduki boğazımızdan bi lokma bi şey bile geçmedi, ula oğul ben daha bu aclığa dayanamıyacam, garnım fena halde öyle bi acıktıki, pancar boşaltma sırası bizim gamıyona gelene kadar hadi şurada bi lokantaya gidekte eyi kötü bişeyler yiyek, bize sıra gelene kadar giderde gelirik bile hadi yeri hele yeri gamıyonun sağında solunda öyle eğleşip durma, ula sadık beni duymuyunmu dediğinde, kamıyonun şöförü sadık,da patronu kemal hasan’ın sesli ve sertçe bağırmasını duyunca birden bire irkildi, arka tekerin ön tarafından kamıyonun altına yatmış şaftı kontrol ettikten sonra dışarıya kadar vuran o kokunun balata’dan gelip gelmediğini öğrenmesi için burnuyla tekerin sağını solunu kokuluyduki bir anda sağ elinin işaret parmağını kulağının içine sokarak karıştırmak suretiyle o duyduğu sesin uğultusunu gidermeye çalışıydı. hemi kulağını karıştırıp hemide kamıyonun altından çıkarak bana bi şeymi diyin kemal hasan abi dediğinde oda yok sana demiyim şorda birine diyim diyen kemal hasan,da sana diyim helbette, hadi oğul hadi şurada lokantanın birine varakda önce şu ac karnımızı doyurak diyerek, her ikiside birlikte yakınlarında bulunan lokantanın yolunu tutmuşlardı. yolda birlikte ağır, ağır giderlerken kemal hasan, şöförü sadığa seninde haberin varmı yokmu bilmemya, benim duyduğuma göre fethiyeli danamamikte pancar çekmeye gelecekmiş, eğer o gelirse, işallahkide gelir diye umut ediyim, eğer gelirse eyi kötü çalışırda elinde kalan bu son arabanın taksitlerini zamanında öder, eğer taksitlerini ödeyemezse vallaha gözünün yaşına bakmaz hami pekel arabayı hemen elinden alır bi çırpıda bağlar, o arabada kaç kişinin hakkı var sen biliyinmi diye söylenen kemal hasan sözlerine devam ederek, hani olanı kötü oğlanda değil yani gözü gönlü tok, hemide gözü gönlü bol ve aynı zamanda hemide gözü kara yiğit bir oğlan, hani yiğidi öldür amma hakkınıda inkar etme ver yani derlerya, amma benim tanıdığım kadar gerçi sende onu tanıyın dediğinde, sadık,da hee, hee bende iyi tanıyım hemi cet bettalı hemide danamamiği diye cevapladığında lokantanın kapısını açıp içeriye girmişlerdi bile, kemal hasan,la sadığı gören garsonlar her ikisinide kapıda karşılayarak buyurun ağalar buyurun deyip onların her zamanki oturdukları camın kenarındaki yeri oturmaları için bir kere daha göstermişlerdi, kemal hasan,la sadık sandalyelerini çekip oturarak kemal hasan, garsonlara hadi uşaklar hadi hele hazırda ne varsa çabık getirin dediğinde, şöförü sadığında garsonlara çocuklar bana’da bir buçuk kuşbaşı diyerek seslendiğini duyan kemal hasan garsonlara tekrar seslenerek oğlum banada bir buçuk adana kebap getirin diyerek bağırması lokantanın içini yankılandırmıştı. yemekler gelmiş karınlarını bir kaç gün idare edecek şekilde tıka basa doyuran kemal hasan,la sadık lokantadan çıkıp enterin yanına geldiklerinde pancar boşaltma sırasıda kendilerine gelmişti, sadık,da bi gayretle enteri tazzikli suyun altına çekerek beş dakikada pancarı hemen boşaltmışlardı. tekrar pancar getirmek için Malatya şeker fabrikasından çıkıp elbistan,a doğru seyri sefere koyulmuşlardı. aradan bir kaç gün geçmiştiki Fethiye,li hüseyin, namı diyar Danamamik,de karaca’lı kemal hasan,a ve diğer arkadaşlarına katılarak oda pancar çekmeye başlamıştı. iklimin şartlarına göre havalar çok soğuk gidiyidi, kışın ortasıydı, zaman, zamanda karlar yağar yollar tutulurdu, pancar çeken kamıyonların çoğunun mazotları donardı, Elbistan Malatya yolu yolda kalan kamıyonlarla dolup taşardı. Kemal hasan,ın enter’inin kaloliferi bir soba gibi yanardı, şöför mahallini bir fırın gibi ısıtırdı, ancak şöför mahallinin fırın gibi sıcak olması enter,in mazot deposuna hiçmi hiç bir faydası yoktu, çünkü şiddetli soğuğa ve kışa karşı mazot deposu irtifa kaybedip daha fazla dayanamayarak, mazotu donup yolda kalmış kamyonlar gibi enter,inde mazotu donup kemal hasan ve sadık,la birlikte yolda kalmışlardı, enter,in çalışması için her ne kadar uğraştılarsa maalesef bir türlü enter,i çalıştıramadılar, onlarında diğer kamıyonlar gibi işleri Allaha kalmış gibiydi. Kemal hasan, bu gışta gıyamatta buralarda kalırsak bizleri ya kurtlar yer yada çakallar yer, yada buralarda her halde ölür gideriz, bu gidişle her halde ya kurtların bizi yemesini yada donarak ölmeyi bekliyecez diye kara, kara düşünürken uzaktan ağrı karlı bi sepkenin içinden danamamikle onun sarı kızı B.M.C. hızır gibi çıka gelmişti. Danamamik , mazotu donmuş bir vaziyette yolun kenarında karaca,lı kemal hasan,ın enter’ini gördüğünde püürrrşşşt ederek kendi arabasına hele eğleş bakam sarı kız, şöyle bi eğleşde bizim can dostlarımızdan kemal hasan,ın enter,i yolda kalmış galiba, şu karda kışda deli sadığa bahane bulmakda doğru olmazya diye söylenen danamamik, hadi sarı kızım şöyle bi eğleşde kemal hasan,ın enter’ini kanadımızın arasına alıp öyle gidek malatya,ya diyerek b.m.c. yi durduran danamamik aşağıya indiğinde neredeyse donma tehlikesi geçirecek olan kemal hasan,ı b.m.c. ye bindirerek yavaşca,da olsa yanan kaloliferin ısısında rahatlamaya çalışıydı, öte yandan danamamik her iki kamıyonada halatı bağlayarak, hadi gardaşım sende bi gayret etde şu ölüm girdabından, her ikimizde şuradan sağ salim çıkıp gidek diyerek sadığı enter’e bindirip kendiside b.m.c.sine binen danamamik, şöför mahallinde oturan kemal hasan,a hele sende bi cıgara yak gardaşım, sen cıgaranı yakana kadar bende b.m.c.nin ağzına bi lokma hamur veremde, oda onu geveleyip yutana kadar bende Allahın izniyle enter.i çekip götürürüm hep birlikte sağ salim malatya,ya kavuşuruz diyerek b.m.c.yi takviyeyle birinci vitese geçirip ya bismillah ya Allah nidasıyla Enter,ide peşine takarak o kıştan kıyametten alıp yoluna yollanmıştı. sağ salim akşama doğru B.M.C. ve ENTER biri birini çekerek, birlikte Malatya şeker fabrikasına doğru yaklaşmışlardı. hayli zamandır pancar kamıyonlarının gelmediğinin farkına varan fabrika işçilerini heyecanla birlikte korkuda sarmıştı, o heyecan ve korku içinde yoldan gelecek kamıyonlar için bütün işçilerin gözleri yola dikilmişti, bir kar sepkeninin içinde uzaktan ağrı gelen kamıyonların karartısını ve sesini duyan işçilere azda olsa bir umut ışığı doğmuş ve içlerine bir seviç düşmüştü, aha geliyi, aha geliyi uzaktan ağrı bir , iki gamıyonlar çıktı geliyi diye işçileri bir heyecan bir sevinç almıştı, bir müddet sonra kamıyonlar gelipde şeker fabrikasına girdiklerinde onları hasretle bekleyen milletin mutluluğu yüzlerine vurmuştu, işçiler hep birlikte yoldan gelecek olan diğer kamıyonların biran önce sağ salim gelmeleri için Allaha dua ederek yollarını gözlemeye başlamışlardı. Danamamik, Kemal Hasan ve Sadık kamıyonları pancar silosuna çekerek günü birlik işlerini aksatmadan karda kışda kalmış ama o girdaptan kurtulmuş kahraman edasıyla tekrar seyri sefere başlamak için arabalarından pancarları boşaltmaya başlamışlardı.
---------------------------------------------------
Not; bu skeç’te adı geçen canlarımızdan hakka yürümüşlere tanrıdan rahmet hayatta olanlara’da uzun ömürler dilerim.

Sevgili canlar. eğer sulçulisan ettikse affola.

Saygılarımla.
Söz; Yusuf Aslan.
     
     
http://garipmirto.blogcu.com Yazan : Yusuf Aslan Şehir: Malatya / Fethiye Zaman : 03 Mart 2011 Persembe  
UTANMAZ.!

Sanki bu dünyayı münkir yaratmış
Gahar yaradana atar utanmaz.
Anladım ki mismil değil mındarmış
Hileyi hilafı katar utanmaz.

Her dilden bir dili öğrenmiş mındar
Bir mürşide varıp vermemiş ikrar
Haklı çıkmak için dünyayı yakar
Haklı haksız demez çatar utanmaz.

Keyf alır vicdansız her malamattan
Bir eksik tarafı var, imalattan
Ne kuldan utanır nede Allahtan
Mümini müslümi satar utanmaz.

O ne bilir Ehl-i Beyt'in aslını
Hüseyin'den uzak tutar neslini
Allah'ı bilmeyen bilmez nefsini
Hele de yezit'ten beter utanmaz.

İbret almaz Fravun'un halından
Uzak durmaz havya ile taguttan
Elcurriye benzer gılafatından
Bir de aslan gibi kükrer utanmaz.

Gahıp insanlığa buğuz edersen
İnsanlıktan uzak şeytanı ersen
Kul Yusuf el gibi sen de tükürsen
Nisan yağmuru der güler utanmaz.

Söz: Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
     
Sayfalar: Birinci<<< 5 6 7 8 9 10 11

en iyi açık parfüm | açık parfüm | Parfüm | indir